BU HANGİ BLACK MİRROR BÖLÜMÜ?

27 Mar 2020

 Karantinamın 11. gününden herkese merhabaaaaa! Daha ne olmuş diyemeden Koronavirüsü Türkiye’de yayılmaya başladı ve Türkiye’yi telaşa sokmayı başardı. İlk vakanın açıklandığı gün 11 Mart Çarşamba: hatırlıyorum çünkü o gün "Devre Teorisi" vizem vardı, kütüphanedeydim. Önce çevremdeki insanlar konuşmaya başladı sonrasında meraklanıp Twitter’dan durumu araştırmaya, yazılanları okumaya koyuldum. Bir anlığına vizeyi saldım, çalışmayı bıraktım. Yazılanları okudukça korkmaya başladım.Yemekten sonra kütüphane dönüşü girdiğim ilk kozmetik mağazasından 80 derecelik kolonyamı aldım, artık savaşa hazırdım! 💪 Size şaka yapmıyorum eczaneler tamamen doluydu, her birinde kapıya kadar kuyruk vardı. Bu sırada artık korkum bitmiş gitmiş, stres moduna girmeye başlamıştım. Kütüphaneye döndükten sonra her ne olduysa herkes birden kolonyalanmış ve Koronayı konuşur hale gelmişti.

 Vizeye girdim çıktım, eve dönüş yolunda Twitter’a girme gafletinde bulundum. Bir de ne göreyim, marketler talan edilmiş, Türkiye’deki bütün kolonyalar içilmiş.😅 Eve girmeden bir iki lazım şey almak için markete girdiğimde orada da giriş kapısına kadar sıra vardı. “N'olur ya?” dedim. İnsanların böyle “hızlı” ve “düşüncesiz” tepki vermesine gerçekten şaşırdım.

 Hızlı diyorum çünkü bu market talan etme olayı olduğunda açıklanan vaka sayısı yalnızca 1 (bir) idi. Üzücü kısmı ise insanların birbirini düşünmemesi. İnsan önce kendi ihtiyacına göre davranmalı. İki sabun lazımsa neden gidip 10 sabun alırsın ki?! Bu örneği gördüğüm için yazıyorum. Hatta bir çoğunu siz de görmüşsünüzdür belki. Bu durumu düşünürken bir diğer yandan stres seviyem doruğa ulaşıyordu. Eve girer girmez duş aldım sonrasında Twitter’da yazılanlara odaklandım. Stresim artık somut bir hal almıştı. Pazar gününe kadar toplamda iki kere dışarı çıktım. Birinde Adanalımla araba ile turladık bir diğerinde maske almaya eczaneye gittim. Tabii bu süre içerisinde iki de bir kolonya sıktım. Adanalım ile dışarı çıktığım gün içtiğim soğuk kola ve çarpan soğuk hava ile bir gün sonrasında gribe merhaba diyeceğimi bilmiyordum😅

 Okulların tatil edildiği an “Aha da durum ciddi!” dediğim andı. Bizim okul başta iki hafta tatil demişti fakat sonrasında tüm okullar için üç hafta dendi. Pazar günü "Olasılık ve İstatistik"" vizem hala iptal edilmemişti. Anacım ve babacımla konuştuktan sonra Hatay’a direkt bilet kestim. Kız kardeşim hala olayın ciddiyetinde değildi😕 Sanırım Hatay’a en son uğrayacak diye düşünüyordu.

 Havalimanı beni germişti. Herkes maskeli, eldivenli ve kolonyalı. Herkes virüs hakkında konuşuyordu, herkes hapşıran veya öksüren birini gördü mü vebalıymış gibi bakıyordu; daha doğrusu koronalı gibi😰 Uçağa binmeden maske ve eldivenliydim sonrasında sadece maskeli kaldım. Bir süre boyunca doğru dürüst nefes alamadım 😅

  Hatay’a gripli şekille iniş yaptım. İlk dört gün ilaç kullanmadan çay ve meyve ile iyileşeceğime inandım fakat olmadı. İlaç kullanmak istemiyordum. Ayrıca dört günün içerisinde durmadan ateşimi ölçtüm durdum🙌

 Dediğim gibi şuan 11. günündeyim ve yeni iyileştim. Kız kardeşim ve kuzenim ile kutu-kart oyunları oynamakla, kitap okuyarak ve bir şeyler izleyerek geçiyor günler. Bu sürede yazmak aklına gelmedi mi Nidal diye soracak olursanız, tabii ki de geldi fakat ne hakkında yazacağımı bilemedim. Zaten YouTube’da veya internette “İzleyecebileceğiniz.. Okuyabileceğiniz.. Bilmem Neler” başlıklı milyonlarca video, yazı bulabilirsiniz şuan. Ben de bu karantina sürecimde fark ettiğim bir iki durumu yazmak istedim. 

Bu fotoğraf aylar önce Fındıklı Starbucks'da Eczacım tarafından çekildi.
 Bu süresiz evde kalma halinin hem artıları hem de eksileri var. Öncelikle tüm dostlarınızı özlüyorsunuz. Eski Ekonomik Danışmanımı, Adanalımı, Formatçımı ve şu an sayamadığım diğer dostlarımı... Ama en çok, bunu az önce saydığım kişilere “pardon canlarım” diyerek söyleyeceğim, İstanbul’u daha çok özledim. Her gün videolarımıza ve çekildiğimiz fotoğraflarımıza bakıyorum🙇

 Herkes kendi memleketine dönmüş, stresli ve sıkılmış bir halde bekleme sürecinde. Artı olarak dünkü YÖK açıklaması bende boyun büküklüğüne sebep oldu. Bahar döneminin online şekilde olması. Bu şaka mı?! Benim Hatay Karantinamın sabır sınırı nisanın ortasına kadardır yoksa gerçekten çıldırırım. (Ali nazik yiyememek. kalbim çıt.)

 Durum böyle olunca uzak mesafe ve uzun zaman ilişkisi yaşıyor gibi hissediyorum. Bir an “her gün yazışıyoruzdur tamam da ya bu görüşememe süresinin uzaması aramızdaki bağı ne kadar etkiler?” diye düşündüm. Komik bir düşünce olduğu kafama sonradan dank etti. Böyle bir durumda böyle düşünmek gerçekten komik. Fakat şöyle bir şey var ki insan sevdikleri ile geçirdiği her anın tadını doya doya çıkarmalı. Formatçım ile gezmelerimizi, Eczacım ile Starbucks sohbetlerini, Adanalımla buluşmalarımızı o kadar çok özlüyorum ki.. Bir haftamın içinde olan kişiler olmayınca ve program birden kesilince , hele ki arada zaman ve mesafe varsa, insan şaşkaloza dönüyor. İlk günler tatil havasında geçiyor, hasta olduğum için tatil havasını iyileştikten sonra hissettim, fakat sonrasında yapılan şeyler monotonlaşıyor. Uyan, kahvaltı yap, spor yap, kitap oku, film izle… Bunları yazdıktan sonra evde kalmanın iyi taraflarını unuttum😅

 Monoton moda girdiğiniz anda size önerim normal bir haftanız içerisinde zaman ayıramadığınız, ertelediğiniz işleri yapın veya yapmak istediklerinizi bu süreçte tamamlayın. Uzun süredir başlamak istediğiniz kitaba başlamak, evde yapılabilecek işleri halletmek veya kafanızda dönüp duran konulara kafa yormak gibi. Bunların yanı sıra üretme veya sizi keyifle uğraştıracak işlere de girişebilirsiniz. Mesela blog açarak siz de düşüncelerinizi insanlarla paylaşabilirsiniz veya ücretsiz online eğitimlere bakınabilirsiniz. Eğitim dediğim sadece ders anlamında değil tabii ki😂 Böylelikle bu boş zamanı en iyi şekilde değerlendirmiş olursunuz. 


 Diliyorum şu salgın hızlıca ve fazla can kaybı olmadan biter. Ellerinizi yıkamayı ve kolonya sürmeyi unutmayın! Bir sonra ki limon kolonyalı yazı da görüşmek üzere 🙏

Yorum Gönderme

© MÜHENDİSİN BLOGU. Design by FCD.